Vakit Gazetesi; Gençlerle Tevhid Dersleri, İslâm’ın Genç Davetçilerine, Cihad-Zikir Ayrılmazlığı, Devletsiz İslâm, Ey İlahlığa Yeltenenler, Nasıl Bir Rasule İnanıyoruz, gibi çalışmalara imza atan İlahiyatçı Yazar Mehmet Göktaş ile “Örtünme Çağrısı” üzerine bir röportaj gerçekleştirdi:

– Yaşadığımız coğrafyanın ancak örtünerek varolabileceğini, hem de tarihten gelen bütün görkemini donanarak yeniden ve güçlü bir şekilde varolabileceğini ve toplumun örtüsüzlükle birlikte tarihten de, coğrafyadan da silinip gideceğini söylüyorsunuz…

– Ben örtünme konusuna fıkıh diliyle, İslâm’ın farzlarından bir farz olarak yaklaşmıyorum. Örtüsüzlüğü de haramlardan bir haram olarak görmüyorum. Cennetten yeryüzüne indirilen insanoğluna Allah Teâlâ’nın ilk emrinin örtünme emri olduğuna inanıyorum: “Ey Ademoğulları! Biz sizin çirkin yerlerinizi örtecek, size güzellik kazandıracak elbise indirdik…”(7/26, 27) Daha sonraki âyeti kerimeden, yeryüzüne ayak basan insanoğlunun uyarıldığı ilk konunun da “Örtüsüzlük” olduğuna inanıyorum.

– Örtüsüzlüğe bakışınız?..

– Şeytanın en belirgin vasfı, daima fuhşiyatı emrediyor olmasıdır. Şeytan ve dostları tarih boyunca örtüye, edebe, hayâya, temiz aile hayatına, nikâha, utanma duygusuna ve kızarabilen yüze düşman olduğu dozajda, hiçbir şeye düşman olmamıştır. Şeytan ve dostlarının oluşturduğu sistemlerin, kurumların, sosyal yapıların ve güç odaklarının olmazsa olmazları, onları ayakta tutan sütunları cinselliktir, kadın dişiliğinin sergilenmesidir, örtüsüzlüktür. Kültürleri, sanayileri, ticaretleri, edebiyatları, her şeyleri bunlar üzerine kurulmuştur.

– “Örtünen bayanın, Allah’ın yeryüzündeki işareti ve levhası olduğunu ve muhataplarına Allah’ı hatırlattığını” söylüyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?..

– Söz konusu âyet-i kerimede Rabbimiz, örtü için “İşte bu, Allah’ın âyetlerindendir” buyuruyor. İsterseniz mükemmelce örtünmüş bacılarla karşılaştığınızda kendi kendinizi şöyle bir yoklayın, onlarla muhatap olan diğer insanlar üzerinde bir gözlem yapın, bunu göreceksiniz. Hem, sadece inanan insanlara değil, herkese Allah’ı hatırlatıyor. Fakat kendisine Allah hatırlatılan insanların tepkileri nasıl değişik oluyorsa, buna da değişik tepki gösteriyor.

– İslâm’ın bundan sonra örtü aracılığıyla kıtalara taşınacağını söylüyorsunuz…

– Evet, Allah’ın dinini, Allah’ın vahyini dün akıncı yiğitler götürmüştü kıtalardan kıtalara. Bugün bu emaneti yeryüzünün dört bir yanına taşıma görevini Müslüman bayanların mübarek örtüleri, kızaran yüzleri, vahyi kıpırdayan dilleri yüklenmiştir. Müslüman bayanların örtüsü, tarihin hiçbir döneminde bugünkü gibi bir misyon yüklenmemiştir. Allah bilir ya, İslâm yeryüzüne bir daha egemen olacaktır. Yarınlarda İslâm’ın rakibi ne Hıristiyanlık olacaktır, ne Yahudilik ve ne de bir başka din. İslâm’ın karşısına rakip olarak çıksa çıksa, fuhuş ve edepsizlik sektörü, cinsellik tapınağının şövalyeleri çıkacaktır. Çünkü yarınlarda İslâm’ın en belirgin yüzü, İslâm’ın gelişinin en belirgin işareti, örtülere bürünmüş Müslüman kızlarımız, Müslüman kadınlarımız olacaktır.

– Kitabınızın birçok bölümünde “Şimdi bu kitabı okumayı bırakınız, kalkınız, örtününüz, bir aynanın karşısına geçiniz, kendi kendinizi seyrediniz” diyorsunuz. Sıcak ve duygu yüklü çağrılarda bulunuyorsunuz. Bu çağrınız nasıl bir karşılık buldu?

– Aslında bu şekildeki çağrı, Kur’anî bir çağrıdır, fakat nedense insanımız davet esnasında bunu hiç pratize etmez. Elhamdülillah, gerek yüz yüze görüşmelerimizde, gerek elektronik haberleşmelerimizde çağrımızın ciddi ses getirdiğine şahid oluyoruz ve bunun verdiği mutluluk hiçbir şeye benzemiyor. İşte bana gelen yüzlerce e-mailden birkaçını size aktarayım: “Kimse bizi bu şekilde doğrudan örtünmeye çağırmamıştı”, “Okudum ve derhal örtündüm”, “Gece yarısına kadar okudum, ağladım, ağladım, sabahı zor ettim ve sabah derhal örtündüm”, “Kitabınızı kesinlikle okumayacağım, çünkü çevremden okuyanlar hemen kapandı, ben kapanmak istemiyorum” ve “Hocam, inanınız nerdeyse ben de kapanacaktım” diyen erkek kardeşler. Bu arada şiddetle hakaret eden zavallılar… Yani yüzlerce ilginç mail aldım ve alıyorum. Aslında şu ana kadar gelen maillerden “Örtünme Öyküleri” ve benzer isimlerde birkaç kitap oluşabilirdi, fakat biz kesinlikle böyle bir şey yapmayacağız.

– Sizce Türkiye’deki başörtüsü sorunu nasıl çözülür?

– Önce şu nokta herkes tarafından iyi bilinmelidir: Müslüman bayanların örtünme yükümlülüğü vardır! Bu onların olmazsa olmazlarıdır. Böyle olunca, hiçbir Müslümanın mükellefiyeti aynı zamanda kendisi için bir sorun olamaz. Müslümanların türban veya başörtüsü sorunu diye bir sorunları olamaz. Başörtüsü veya türban sorunu, rejimlerin, yönetimlerin kendi sorunlarıdır. Önce bu mesele iyi tahlil edilmeli ve doğru teşhis konulmalıdır. Müslümanın mükellefiyeti aynı zamanda kendisine nasıl sorun olabilir ki? Olsa olsa diploma sorunları olabilir, iş sorunları olabilir. Fakat bir bayan örtünmeyi, Müslümanca bir yaşantıyı değil de, eğer diplomayı ve bir işi mükellefiyet olarak görüyorsa, kesin olarak elde edilmesi gereken bir hedef olarak görüyorsa, elbette onun örtüsü de, Müslümanca hayatı da, imanı da, namazı da, hayâsı da, terbiyesi de kendisine bir sorun olur, bir ayak bağı olur. Diplomayı ve bir işyerinde çalışmayı kendisine mükellefiyet olarak gören bir bayanın, bunlar için terk edemeyeceği hiçbir şey yoktur.

– Peki o zaman “Başörtüsü yasağı nasıl kalkacak?” diye soralım.

– Örtünmeye mükemmelce iman ederek, uğrunda bedel ödenerek, örtünenlerin sayısının ve kalitesinin çoğalmasıyla, örtünme mücadelesinin Müslümanca verilmesiyle, kendi kelimelerimizle verilmesiyle, bu mücadele esnasında İslâm’dan başka hiçbir metnin altına imza atmamak suretiyle… Hem sonra, illa ki yasaklar kalkacak diye bir şey yok, gücünüz çerçevesinde kaldırmaya çalışırsınız. Başaramazsanız; Allah ile müminler arasında cennet alışverişi bu sebeble gerçekleşmiş olur.