Atatürk ve Tesettür

Atatürk, 1923’te tesettürlü esi Latife Hanim’la birlikte Konya Kizilay Kadinlar
Kolu’nun düzenledigi bir davete katildi. Kiyafette asiriligi elestiren Atatürk,
“Hiçbir millet aynen diger bir milletin taklitçisi olmamali” seklinde konustu.

21 Mart 1923’te Atatürk, Büyük Taarruzdan sonra ziyaret ettigi Konya Kizilay
Hanimlar Kolu’nun davetinde bir konusma yapti. Esi Latife Hanim’in da katildigi
toplantida, tesettür hakkindaki görüslerini dile getirdi. Hakimiyet-i Milliye
gazetesinde yayimlanan konusma, 1962’de “Yakin Tarihimiz” mecmuasinin 34-35.
sayilarinda da yer aldi. Atatürk’ün kiyafetle ilgili konusmasi söyleydi:

Kadin ve Erkek Birlikte Yürümeli

“Yabancilarin ve bizi düsman gözü ile görenlerin tarif ve tasvir ettikleri
kadinlar , bu vatanin asil kadini, Anadolu’nun asil Türk kadini degildir. Öyle
kadinlar bizim asil hayatimizda ve asil memleketimizde yoktur. Türk kadinini
yanlis görüp yanlis anlatanlar, bilhassa büyük sehirlerimizde, ileri ve medeni
sanilan yerlerde, bazi Türk hanimlarinin dis manzaralarina bakarak aldaniyorlar.
O kadinlarin dis manzaralarini aleyhimizdeki kötü yorumlarina uygun bir zemin
olarak aliyorlar. Milletin umumi hayatina bakimla pek sinirli ve naçiz olan o
kadinlari, onlarin dis görünüslerinden çikardiklari manayi bütün Türk
kadinligina tesmil ediyorlar. Iste ilk düzeltilecek yanlislik ve ilk ilan
edilecek gerçek buradadir.(..)Sayin hanimlar, düsmanlarimizi aldatan bu dis
manzara bilhassa kadinlarimizin seklinden, giyim tarzlari ve örtünüs
sekillerinden çikiyor. Onlarin aldanislarina sebep olan bir nokta da
yabancilarla temas edebilecek durumdaki kadinlarimizin tavir ve hareketlerinin
milli tavir ve hareketlerimizin bir örnegi olmayip , belki Avrupa tavir ve
hareketlerinin taklidi olarak görülmesidir. Gerçekten memleketimizin bazi
yerlerinde, en çok sehirlerimizde, giyinis tarzimiz bizim olmaktan çikmistir.
Kadinlarimizin giyinislerinde iki sekil ortaya çikiyor: Ya çok kapali, ya da çok
açik. Bunun her ikisi de seriatin tavsiyesi, dinin emri disindadir. Dinimiz
kadini her iki asiriliktan hariç tutmustur. Dinimizin tavsiye ettigi örtünme hem
hayata hem fazilete uygundur. (..) seriata uygun örtünme, kadinlar için güçlük
vermeyecek, kadinlarin toplum hayatinda, iktisadi hayatta, gündelik hayatta
erkeklerle isbirligi etmesine engel olmayacak basit bir sekilde bulunacaktir. Bu
basit sekil toplum hayatimizin ahlak ve usullerine de aykiri degildir. Giyinis
tarzimizi asiriliga vardiranlar, kiyafetlerinde aynen Avrupa kadinini taklit
edenler düsünmelidir ki, her milletin kendine göre gelenekleri, adetleri, milli
özellikleri vardir. Hiçbir millet aynen diger bir milletin taklitçisi
olmamalidir.

Tesettürde Halkin Begenisi Önemlidir

(..)Bizim örtünme meselesinde göz önüne alacagimiz sey, bir yandan milletin
ruhunu, diger yandan hayatin gerçeklerini düsünmektir. (..) Kadinin giyinis
tarzinda yenilik yapmak meselesi bahis konusu degildir. Milletimize bu hususta
yeni seyleri bellettirmek zorunlulugu karsisinda degiliz. (..) Biz basli
basimiza, fert olarak, her türlü sekilleri uygulayabilir, kendi zevkimize,
arzumuza, terbiye ve seviyemize göre istedigimiz kiyafeti seçebiliriz. Ancak
bütün milletin uygun görebilecegi sekilleri, bütün milletin hayatinda uygulama
kabiliyeti olan kiyafetleri herhalde halkin gene begenisinde aramak lazimdir.
Bazi milletlerin zevk dünyalarini memleketimizde uygulamaya kalkismak hatadir.
Bu yol toplum hayatimizi gelisme ve yücelmeye götürmez. (..)Eger kadinlarimiz
Seriatin tavsiye, dinin emrettigi bir kiyafetle, faziletin gerektirdigi bir
hareketle içimizde bulunur, milletin bilim, sanat ve toplum hareketlerine
katilirlarsa, bu hali, emin olunuz, milletin en müteassibi bile takdir etmekten
kendini alamaz. Aksine o halin aleyhinde söylenecek sözlere karsi belki onun
öncülerinden fazla savunucusu olur.”

Kiyafet degil basari önemli

Atatürk, kadinlarin erkeklerle düsünce ve nur yolunda yaris edercesine
yürüdüklerini belirterek söyle dedi: “Lakin kadinlarimiz bununla magrur olmali
degil, bilhassa aydin hanimlarimiz yabancilarin ve içimizdeki kötü
düsüncelilerin kendilerine yakistiracaklari noksanlarin yersiz, haksiz oldugunu
göstermeliler(..) Kadinlik meselesinde sekil ve dis görünüs ikinci derecededir.
Kadinlarimiz için sekil ve kiyafetten çok asil basari kazanilmasi gereken alan
nur ile, gerçek faziletlerle süslenmek ve cihazlanmak olmali. Hanimlarimizin
Avrupa kadinlarinin altinda kalmayarak, aksine pek çok cihetlerde onlarin üstüne
çikacak nur ve bilgiyle cihazlanacaklarina kesin olarak süphe etmeyen ve buna
kesin olarak emin olanlardanim.”