Beytullah Emrah Önce: Başörtüsü yasağı karşısında dilenen ve direnenlerin son halleri
 
 
   “Kamusal alan” başörtülü kadınları yoğun bir kuşatma çemberine alınıyor. Direnişçiler kuşatmayı kaldırmak için mücadele ederken, teslimiyetçi tutumun takipçileri ise her geçen gün daha çok batıyor!
Başörtüsü yasağı gündemin öncelikli maddeleri arasında yerini korurken, yasak, her geçen gün yeni bir boyut kazanmaya devam ediyor. Başörtüsü yasağı devlet kurumlarında ve militarist bir zihniyete sahip özel sektöre ait kuruluşlarda katı bir şekilde uygulanmaya devam ederken, farklı alternatiflere yönelmeye çalışan başörtülü kadınların önüne sürekli yeni engeller çıkarılıyor. Marmara Üniversitesi kampüslerinde Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odalar Birliği (TÜRMOB) tarafından tertiplenen “Mali Müşavirlik Staj Başlatma Sınavı”na başörtülü adayların, YÖK’ün emrinden dolayı alınmaması yasak tarihine yeni bir kara leke daha taşıdı.
Vakit’te yer alan habere göre, TÜRMOB’un sınav yürütme merkezi TESMER tarafından başvuruları kabul edilen ve sınava girebilmek için 800 YTL dosya açtırma parası yatıran başörtülü öğrenciler, sınavın İstanbul’da düzenlendiği Marmara Üniversitesi kampüslerine gidince yasakla karşılaştı. Üniversite güvenlik görevlileri; aylarca sınava hazırlanan ve 800 milyon dosya açtırma parası yatıran başörtülü adayları kampüs içerisine almadı. Kampüse alınmayan öğrencilerin sınav hakları da yandı. Güvenlik görevlilerine dertlerini anlatmaya çalışan adaylar sonuç alamadı. Görevliler YÖK’ün talimatı gereği her ne sebeple olursa olsun başörtülü vatandaşların kampüse girmelerinin yasak olduğunu söylediler. Bir süre kampüs girişinde bekleyen öğrencilerin aylardır çalıştıkları sınavları yanarken, evlerine geri dönmek zorunda kaldılar. [1]

Bu noktada, yasağa muhatap olanların, genellikle bu durum karşısında sessiz kalmamaları ve ciddi bir şekilde haklarını alma mücadelesine girişmeyerek, yasağı kolayca kabullenebilmelerinin hiç de kabul edilebilir bir durum olmadığına dikkat çekmek istiyoruz. Çünkü bugün başörtüsü yasağı karşısında direnemeyenler, bir adım sonrasında daha kötü durumlarla da karşılaşabilmektedir. Bu duruma güncel bir örnek olarak, Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde geçtiğimiz hafta uygulanmaya başlayan ve dün vazgeçilen “peruk yasağı” sırasında öğrencilerin hali gösterilebilir. Yasak sebebiyle bir öğrencinin “Kılık kıyafet yönetmeliğine aykırı hiçbir şey yapmıyoruz. Okula alınmadığımız için burada bekliyoruz. Başörtülü olduğumuz için değil, peruk taktığımız için içeriye alınmıyoruz,” şeklindeki sözleri, ve kapıda ‘sadece beklediklerini’ ve kesinlikle ‘eylem yapmadıklarını’ vurgulamaları, bu teslimiyetçi tutumun somut bir örneği olmuştur.[2]

Başörtüsüne, kimliğine ve inandığı değerlere sahip çıkamayan, haksızlık karşısında sessizliğe bürünenlerin, elbette yasak karşısında acizleşmesi muhtemeldir. Tavizin tavizi getirdiği bir ortamda, başörtüsü yasağına karşı çıkmak bir kenara, adeta yasağı içselleştirdiklerini gösterircesine “Kılık kıyafet yönetmeliğine aykırı hiçbir şey yapmıyoruz,” diyerek kendilerini savunmaya kalkışmaları gerçekten ibret verici bir manzaradır.

Yasakla ilgili olarak AKP Isparta İl Başkanı’nın tavrı, hükümetin genel politikasının yereldeki yansımasından ibarettir. İl Başkanı Haydar Kemal Kurt, yasağın bir yerlere yaranma maksatlı olduğunu söyleyerek, dikkatleri isim vermeden Cumhurbaşkanı’nın üzerine yöneltmektedir. Kurt, böylece yasak karşısında kendilerinin hiçbir sorumlulukları olmadıklarını ima ediyor ve bir sonraki seçim için de yatırım yapmış oluyor!

Kurt’un “Okumaya can atan, başörtülerinden bir şekilde vazgeçip peruklarıyla eğitimlerini almaya çalışan gençlerimizin başörtülerini çekiştirerek, peruklarını kontrol ederek eğitimden alıkoymak, bilim adamlarına yakışmaz,” şeklindeki sözleri ise, yasağın AKP kadrolarında ne kadar içselleştirildiğine işaret etmektedir. [3] Öğrencilerin “başörtülerinden bir şekilde vazgeçtiğinden” ve bunu “ileriki yıllarda bu ülkede din hizmeti vermek” gibi ulvi bir sebebe(!) bağlayan Kurt, yasakçılara karşı dik bir duruş sergilemekten kaçanların, makamlarını korumak adına hakikati perdelemeye çalışanların düştüğü hazin durumu yaşamaktadır. Ne yazık ki, AKP kadrolarında “hizmet aşkı” ile yanan bir çok kişi, “ileriki yıllardaki” hizmetleri düşünürken, geleceği bugünden kaybettikleri gerçeğini görememektedir.

SDÜ, İlahiyat Fakültesi’ndeki yasağın medyada bulduğu karşılık ise olayın başka bir boyutuna dikkat çekmektedir. Örneğin Yeni Şafak Gazetesi’nde bu haber “Peruk yasağı sona ermeli” yer alırken, sorunun can yakıcı noktası gözden kaçırılmıştır. Örneğin haberde yer alan bir cümle aynen şu şekildedir: “Başörtüsü yasağını anladıklarını belirten vatandaşlar, peruk yasağına ise bir anlam veremediklerini belirtti.”[4] Başörtüsü yasağını anladıkları söylenen kişilerin, peruk yasağına anlam verememeleri, tek başına dahi yasağı anlayamadıklarını göstermiyor mu?

Son yaşananlar, bir kez daha gözler önüne sermektedir ki, başörtüsüne karşı sistemin en ufak bir taviz dahi vermesi söz konusu değildir. Başörtüsünden, kimliğinden ya da taleplerinden vazgeçerek, “dindar ve devletçi” ya da “dindar ve vatanperver” gibi çarpık kimliklere sığınırak, yasağı görmezden gelerek ve yasakçılara karşı herhangi bir direniş göstermeyerek, tavizkâr bir tutum takınanlar; zulüm düzeninin çarklarına kendi elleriyle su taşımaktadır. Başörtüsü yasağının böylesine pervasızca bir hal almasında ve giderek daha korkunç boyutlara varmasında; yasağın muhatap aldığı kitledeki bu tür tutarsızlıkların payı olduğu gerçeği göz ardı edilmemeli, yasak ve yasakçıların ortadan kaldırılması için verilen mücadelenin yanında; toplumdaki bu tür yanlışlar ve tutarsızlıkların ıslahı için de mücadele verilmelidir.

Bu bağlamda Sakarya’da, Kocaeli’de, Ankara’da, Van’da ve İzmir’de eylemlerine faal olarak devam eden Başörtüsü Platformları’nın eylemlilikleri ve verdikleri mesajların önemi bir kat daha artmaktadır. Şayet başörtüsü yasağına karşı mücadele eden bu platformlar, Allah’ın emri, İslam’ın ve Müslüman kimliğin sembolü olduğu için yasaklanan başörtüsünü savunurken kullandıkları dilde, bu durumu açık ve net bir biçimde ifade etmek yerine, yasağı sadece “hak ve özgürlükler” çerçevesine sığdırmaya kalkışırlarsa, bu, bir adamın ayakkabılarını birbirine bağlamasına benzer. Ayakta dik durabilirsiniz ama ileriye yönelik bir adım atmaya kalkıştığınızda kesinlikle yere düşersiniz.

Başörtüsü yasağı kesinlikle bir hak ihlalidir, özgürlük alanlarının daraltılmasıdır ama bu yasağın bir yüzüdür. Diğer yüzünde ise insanlık tarihi boyunca süren hak ve batıl mücadelesi yer almaktadır. Başörtüsü Platformları, bugün Allah’ın emirlerini yasaklayarak, toplumun Rabbi olmaya çalışan militarist kadrolarla, her hafta yeni bir boyut kazanan yasak vesilesiyle sürekli bir hesaplaşma içinde olmalıdır. Yasağın askeri vesayet altında devam ettiğini gösterilmelidir. Halkın “devletçi” hassasiyetleri ya da “en güvenilir kurum ordu” istatistikleri yüzünden, ifadelerdeki sertliğin seyreltilmesi ya da yasakçılara karşı açıktan meydan okuyan bir tavırdan imtina edinmesi, süreç içinde çözülme riskini beraberinde getirir. Başörtüsü Platformları, taşıdıkları tarihi sorumluluğun önemine dikkate almak, vahye dayalı bir şahitlik anlayışını meydanlara taşımak ve kesintisiz darbe düzenine karşı açık ve net bir tavır almak zorundadır. Bu zorlu ve riskli bir süreçtir ama karşılaştığımız imtihanın ağırlığı hesaba katıldığında, mücadelenin kolay olmayacağı da yeterince açıktır.

Dipnotlar
1 – Vakit Gazetesi
2 – haberler.com
3 – samanyoluhaber.com
4 – Yeni Şafak Gazetesi

(Haksöz-Haber