protesto.jpgSiz tesettürlü hanımlar, kızlar, öğrenciler… Nur Sûresi’nin inişinden 12.jpg1400 küsûr sene sonra dünyaya gelip, tesettür emrine iman edenlerden oldunuz. Hem de bütün baskı ve kısıtlamalara rağmen… Duruşunuzu bozmamaya çalıştınız, kamusal alan ilan edenlere rağmen… Bir babanın evlâdına göstereceği şefkat gibi, baba mevkiinde olan devletin şefkat ve merhametini görmediniz, yaşamadınız. Üstelik, itildiniz, kovuldunuz, fişlendiniz. Ama her şeye rağmen hâlâ varsınız, yıkılmadınız. Yıkılmazsınız tabii. Çünkü sizler, hâlâ ALLAH’ın ruhundan bir ruh taşımaktasınız.

Tesettürünüzü modaya kurban etmemek için de direniyorsunuz. Her ne kadar içinizden bazıları geri adım atmış olsa bile, hâlâ Nur Sûresi’nin, Ahzab Sûresi’nin çizdiği tesettürün gölgesinde hayat memat mücadelesi verenleriniz var. Hem de ne kaliteli bir mücadele. Bunca tahribata, bunca tuzaklara rağmen. Çanak anten mi dersiniz? Ekranlar mı dersiniz? Kadını sadece cinsellik kimliği ile istismar eden kaypak zihniyet mi dersiniz? Hepsi, evet hepsi tesettürünüze tuzak kurmuşlar. Sizi, Asr-ı Saadet ruhundan koparmak istiyorlar. Sizin, âlemlere örnek gösterilen Hz. Meryem, Hz. Hatice, Hz. Aişe, Hz. Fatıma, Hz. Asiye ile irtibatınızı kesmek istiyorlar. Tahrif edilen Tevrat Hz. Havva’yı, tahrif edilen İncil Hz. Meryem’i kendi yanlış inançlarına alet ederek öne sürdükleri halde, sizler bu tuzağa da düşmemenin mücadelesini vermektesiniz.
Sizin belki dillendiremediğiniz arka bahçede bekletilen bir sözünüz var. Azim, sebat, ümit dolu bu söze müsaadenizle bizler tercüman olalım:
Ey birlikte yaşadığımız ülkeyi aile ocağı olmaktan çıkarıp çalanların, hortumlayanların, düzenbazların, hilekârların dünyası haline getiren zihniyet! Şu gerçeği bir daha duyun ki, biz tesettürlü hanımlar, tıpkı Firavun’un zevcesi Hz. Asiye gibi bir inanca sahibiz. O demişti ki: “Ey Firavun, sen benim sadece bedenime hükmedebilirsin. Ama ben, ruh ve gönül kimliğimle Musa’nın safındayım. İşte bedenim, ne yaparsan yap.” Daha sonra elini kaldırmış ve Rabbine şöyle bir istekte bulunmuştu: “Rabbim, kendi katında, benim için bir ev yap. Beni Firavun’dan ve onun kötü amellerinden, azgınlık ve işkencesinden kurtar. Beni, inkâr ile, isyan ile, baskı, zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri, ALLAH yolunu, ALLAH yolundaki faaliyetleri engelleyen zalim bir kavimden kurtar…” (Tahrim Sûresi/11)

Siz tesettürlü hanımlara Asr-ı Saadet’ten sadece iki hatıra, iki belge sunmak istiyor ve sizin, bir saatlik nöbetin 60 yıllık nafile ibadetten üstün olduğunu müjdeleyen Peygamberimiz (sav)’in sözünü tutmanızı ve tesettürün nöbetini bırakmadan o kararlı mücadelenizle kabre girmenizi istiyoruz.

Sahabeden İbn Abbas, Ata ibn Ebi Rebah’a şöyle der:
Ey Ata! Sana cennet kadınlarından bir kadın göstereyim mi? Ata, “Evet, gösteriniz” deyince, İbn Abbas, “Şu gördüğün iri yapılı ve uzun boylu, Habeşi, siyah kadın yok mu, bu kadın bir kere Peygamberimize gelip, ‘Ey ALLAH’ın Resûlü! Ben sara hastasıyım. Sara hastalığı gelince açılıyorum. ALLAH’a benim için dua buyurunuz’ dedi. Peygamberimiz, ‘Ey Kadın! Hastalığına sabret, bunun neticesinde sana cennet vardır. İstersen, afiyet vermesi için ALLAH’a dua edeyim’ buyurdu. Kadın, ‘Ey ALLAH’ın Resûlü! Hastalığıma sabrederim, ancak açılmamaklığım için ALLAH’a dua buyurunuz’ diye rica etti. Peygamberimiz dua etti. Kadının, sara hastalığı gelince bir daha edep yerleri açılmaz oldu…” (Tecrid-i Sarih ter. 11/66)

Asr-ı Saadet’ten ikinci tablo ise şöyledir. Hz. Ali der ki: Yağmurlu bir gün, Baki Kabristanı’nda Peygamberimizin yanındaydım. Eşeğe binmiş bir kadın önümüzden geçti. Biraz ileride hayvan bir çukura rastlayıp tökezledi ve kadın düştü. Resûlullah hemen yüzünü başka tarafa çevirdi. Yanımızdakiler, “Ey ALLAH’ın Resûlü! O kadın şalvarlı idi” dediler. Bunun üzerine Efendimiz, “ALLAH’ım! Ümmetimden şalvarlı kadınları bağışla” buyurdu. (Mecmauz Zevaid: 5/12)