Türbanlılarla aramızda bir günah paydası mı var?

dilek önder

Türbanlı yazarların son zamanlardaki çıkışlarını merak etmiştim ya…

“Ben de insanım, benim de canım var, benim de kalbim var” türünden yazıları üzerine, “niye bunları anlatıyorlar ki” demiştim.

“Bizim dünyamıza mı girmek istiyorlar yoksa bizi mi kendi dünyalarına almak istiyorlar” diye de sormuştum.

Sonra geçen Salı günü Fatma K. Barbarosoğlu’nun yazısını gördüm.

“Günah paydası bizi eşitler mi?” diye bir başlığı vardı yazının.

O ortak noktamızı belirlemiş yani…

“Günahlarımız.”

“Bana mı diyor ki” diye baktım.

Hepimize diyormuş. Ne diyormuş?

“Kamusal alanı dindarlar ile paylaşmaya razı olmayanlar, ahlaki zaaflar söz konusu olduğunda neden çok gayretli oluyor” diye sormuş önce.

Nasıl yani?

Yani, “Dindarlar özellikle cinsel konularda zaaf gösterdiklerinde neden ‘a.. siz de bizim gibisiniz, yok aslında birbirimizden farkımız’ eşitliğine davet ediliyor”muş.

Bir dakika: Biz durup dururken “siz de aldatır, aldanırsınız” diye kendimizi ortaya atmadık. Siz durup dururken bunları söylediğiniz için sadece, “Hayrola! Yolculuk nereye?” diye sorduk.

Bu sorumuz önemliymiş çünkü cevabı daha da önemliymiş.

Amacı o önemli cevabı vermek yani…

Aramızdaki farkı anlatıyor şimdi…

Diyor ki,

“Mümin günahını sevmez. Çünkü günahı severek tövbe etmek mümkün değildir.”

Ama… “Ehl-i dünya (laik zihniyet) ise işlediği günahtan pişmanlık duymaz. Zevk duyar.”

Nasıl yani?

Siz hayatta bir kere mi yapıyorsunuz o işi? Yani o günahı…

Bu tez üzerine örneklerle bizim ne kadar günahkâr olduğumuzu anlatmış.

Yani onlar bir kere aldatıp anlıyorlar ama biz anlamayıp üzerine bir de tadını çıkarıp bir kez daha..

Bir daha… Bir daha yapıyoruz.

Ama her seferinde başka erkek ya da kadın oluyor. Bu aynı günahtan mı sayılır?

Tıpkı sizin muta nikâhınız gibi…

Şimdi ben uzun uzun anlatacağıma, sadece bir soru sormak istiyorum kendisine…

Nereden biliyorsunuz?

Yani ehl-i dünyanın günahlarından (her ne olursa olsun) pişmanlık duymadığını nereden biliyorsunuz?

Pişmanlık uzmanı mısınız nesiniz?

Yoksa yeni bir peygamber geldi de, “Bunlar böyledir” mi dedi?

Yoksa bu işe siz mi soyunuyorsunuz?

Yanlış anlamayın, soyunmaktan kastım, kalkışıyorsunuz anlamında…

Tıpkı ılımlı İslam diye bir hareketin doğuşu gibi…

Sanki birisi çıkıp “evet; çok seksi, makyajlı, topuklu ayakkabılarla endamlı bir şekilde türban takabilirsiniz” demiş gibi…

Kendi kendinize yeni dini tasvirler anlatıp duruyorsunuz.

Şimdi de bizimkinin günah ama sizinkinin olmadığını söylüyorsunuz.

Hı?

Bana bunu söylesenize:

“Nereden biliyorsunuz?”

Ayrıca size bir şey söyleyeyim mi?

Galiba aramızda hiçbir ortak payda yok…

-alıntıdır-