hijab2.gifKadın kadına başörtüsü konuşmaları


Başörtüsü üzerine çok konuşuldu. Karşı olan-sahip çıkan, azarlayan-yüreklendiren, suçlayan-hak veren, kadın-erkek… Sonra, dillere pelesenk olan her kelime gibi çaptan düştü, güç kaybetti, içi boşalmış, pörsümüş bir balon gibi kalıverdi bir köşede.

Yazmak pek akla gelmedi. Üç—beş hikâye, mağdurların gözyaşlarıyla sulanmış birkaç metin. Konuyla ilgili en güzel kitaplardan biri Nazife Şişman’ın Fatma Karabıyık Barbarosoğlu ile yaptığı nehir söyleşiler sonucu ortaya çıkmış ‘Kamusal Alanda Başörtülüler’dir. Şimdi bir kitap daha var: ‘Yemenimde Hâre Var.

Fadime Özkan’ın ‘dünden yarına başörtüsü’ alt başlığıyla yazdığı kitaba uygun görülen isim de, “Kitabın kapağında başörtüsü kelimesi kullanmayalım. İnsanlar bu kelimeyi duymaktan sıkıldı artık.” endişesinin ürünü. Kitabın ana omurgasını röportajlar oluşturuyor. Akademisyen, sanatçı, siyasetçi, gazeteci, müzisyen, yazar, psikiyatrist, kimya mühendisi, din hizmetleri uzmanı 41 kadına mikrofon uzatmış Fadime Özkan. Listede ‘Aaa bu da mı konuşmuş!’ diyecekleriniz kadar ‘Üfff yine ne söylemiş!’ diyecekleriniz de var. Aklı başında üç-beş kelam edenlerin yanında ‘evlere şenlik’ beyanatlar verenler duruyor. Cevaplar Özkan’ı bağlamıyor elbette; o, sorusunu, kimi vakit başörtülülerin safında durduğunu saklamadan ‘paşa paşa’ sormuş. Kitapta yayımlanan röportajların hepsinden bahsetmek zor; fakat en azından katılımcıların isimlerinden bazılarını sayabiliriz: Merve Kavakçı, Nurcan Akad, Nuriye Akman, Gülay Göktürk, Kezban Hatemi, Ferai Tınç, Vivet Kanetti, Ayça Şen, Necla Nazır, Meral Akşener, Münevver Arınç vs…

Kadınların çözüm önerileri

Fadime Özkan’ın temel sorularından biri, ‘Başörtüsünün mesele olmaktan çıkması için bir çözüm öneriniz var mı?’ Gazeteci Ece Temelkuran, bir çözüm önerim yok dese de, kadınların aynı saflarda durdukları erkeklerle hesaplaşması gerektiğini düşünüyor. Temelkuran kendisini başörtülü kızların yerine koyamama gerekçesini de inançsız olmasına bağlıyor. Araştırmacı-yazar Nazife Şişman ise sorunun köküne inebilmek için muhatabını yüzyılın başlarına götürüyor. Kadın yüzünün traktörden ya da fabrikadan daha fazla modernleşme alameti sayıldığı yıllara… Reddedilmeye çalışılan Osmanlı mirasının çağrışımları örtü üzerinde toplandığı sürece tesettürlü kadınların işi zor.

Özkan’ın soruşturması için seçtiği isimler arasında sadece bu alanda söz söyleyenler değil, mağdurlar da var. Üniversiteden ilk uzaklaştırılan başörtülü öğretim görevlisi Dr. Nebahat Koru, başörtülüleri ‘tek tip’ görmeye alışkın zihniyetlere cevap veriyor sanki: ‘Güneş enerjisi enstitüsü kurmuştuk, çalışmalar yapmak istiyorduk.’ Prof. Necla Pur, dekanın okul girişine koyduğu aynanın kızlar tarafından minnetle karşılanmasını istiyor. ‘Sevinmelisiniz, saçınızı düzeltebileceksiniz.’ Şu bir gerçek ki herkes meseleye kendi durduğu noktadan bakıyor. Mesela Pur’a göre başörtülü kızlar örtü için verdikleri mücadeleyi başka alanlara kaydırsalardı daha müreffeh bir ülkede yaşıyor olacaktık. Çözüm ise oldukça basit: ‘Ne olacak, açıp okursun ve Allahım beni affet dersin. İslam öyle toleranslı bir din ki…’

Enteresan açıklamalardan biri de, Prof. Fatmagül Berktay’dan geliyor. Türbanı bireysel bir hak gibi gören kadınlar bunun aynı zamanda bireysel haklarının yok edilmesi anlamına gelebileceğini de fark etmeli. Berktay’a göre kadın, başını örttüğü an erkekle eşit olmadığını kabul etmiş oluyor ki bu anlayışa göre kadının erkekle eşit olabilmesi için onu kadın yapan diğer unsurlardan da vazgeçmesi gerekiyor.

Ve çetrefil sorulardan biri daha: Başörtü mü, türban mı? Soruşturmaya katılanlardan kimi, yöresel isimlerden yana, dastar gibi… YÖK Başkanı İhsan Doğramacı’nın bir öneri olarak gündeme getirdiği türbanın Şule Yüksel Şenler tarafından icat edildiğine inananlar da var. Yazarın, ‘Dönemlerle Başörtüsü Yasağı’ başlığıyla okuru bilgilendirdiği kitaptan, kadınların böyle bir yasağı onaylamadığı yönünde iyimser bir sonuç çıkarmak mümkün; fakat karşımıza yine o malûm ‘kamusal alan’ çıkıyor. Yasak üniversitelerden kaldırılsın; ama…

Zeynep Gün
Aksiyon, 539