zeynepceren1
ŞEKİL-İDEOLOJİ arasında tesettür

Tesettür modası ve bu modanın tanıtılması ve yaygınlaşması için yapılan tesüttür defileleri, başlangıçta modanın teşhirci esprisinin mankenlerin başları örttürülerek bozuma uğratıldığı noktasından eleştiri konusu yapılmıştı.
Tesettür modasının bir kavram olarak gündelik hayatımıza girmiş olması, İslami kesim diye ayrılan insanların modanın yatay hızına bağlı olan bir değişim ile tanımlanmaya ve tanınmaya çalışmasını da izah etmektedir. Tesettür modası ve bu modanın tanıtılması ve yaygınlaşması için yapılan tesüttür defileleri, başlangıçta modanın teşhirci esprisinin mankenlerin başları örttürülerek bozuma uğratıldığı noktasından eleştiri konusu yapılmıştı. Zamanla tesettür defilelerinde başörtüsü, şov’un bir parçası olarak dinin ilkesi olmaktan uzaklaştıkça eleştiri konusu olmaktan çıktı. Eleştiriler, ‘defileler dindar kadın kimliğine uygun değildir, zaten maksat da dini değil siyasidir’ noktasında yoğunlaştı. Bu yoğunlaşma ile birlikte, medyada siyasilerin eşlerinin tavır ve davranışları laikçi kalemler tarafından mahremiyete uygun olmadığı noktasından eleştiri konusu yapılmaya başlandı.Tesettür defilelerini değerlendirme biçimi bakımından laik kesimi iki grup halinde incelemek mümkün.1-Hayat tarzı ideologları
2-Laikçiliğin hürriyet tanımaz müdafileri

HAYAT TARZI İDEOLOGLARI

Hayat tarzı ideologlarının en en belirgin özelliği defile düzenleyen İslami kesimi çağdaş toplum ile bütünleşmenin yollarını aradığı için “onlar da şık olmak istiyor/onlar da kadın” taltifi ile tüketim ve marka paydasında eşitlenmeye rıza göstermeleridir. Bu gruptakiler için hayat tarzı paylaşımı belli bir markanın cemaati olmak ile eşdeğer tutulduğu için tesettürlü “dahi” olsa dünyaca ünlü markalara dahil olan(postmodern toplumda marka büyük bir ev manasına gelmektedir) tesettürlüleri çağdaşlığın emniyet subabı olarak görmekteler. Bunlara göre Türkiye’de tesettürlü kadınlar şıklıklarını ve ait oldukları markayı kamusal alanda ne kadar gözle görünür biçimde taşırlarsa, Türkiye’nin İran ya da Afganistan olma tehlikesi bertaraf edilmiş olur.

Hayat tarzı ideologları, saçını göstermek istemeyen kadınların saçlarını geleneksel olan başörtüsü ile örtmekten vazgeçmeyerek daha çağdaş stiller denememelerini başörtüsü yasaklarının en önemli sebebi olarak ortaya koymaktalar. Fransa’da yapılmış bir defilede bütün vücudu ve kafayı saran balık adam kıyafetini andıran deri kıyafetin Türkiye’deki tesettürlü kadınlara “modern tesettür” kıyafeti olarak sunulması, tenin ve saçın böyle de gösterilmiyor olması bakımından izah edilmesi dini bir terim olan tesettüre olan mesafenin, kapanmayacak kadar uzak oluşunu tasvir etmesi bakımından dikkat çekici.

Hayat tarzı ideologlarının işlevsel yöntemi kadınlık paydası.

BİRLEŞTİREN PAYDALAR

Gerek Refah dönemi iktidarlarında, gerekse Ak Parti iktidarında medyanın tesettürlülere ilgisi, yoğun bir magazin söylemiyle öne çıkıyor. Siyasilerin tesettürlü eşleri hayat tarzı olarak kah sorgulanıp kah taltif edilerek, başörtüsünün mahremiyetin sınırlarını belirleyici bir unsur olmaması için özel bir çaba sarf ediliyor. Bir taraftan meşhur modacılar siyasilerin tesettürlü eşlerine şıklık ve rükuşluk üzerinden karneler verirken diğer taraftan “yok aslında birbirimizden farkımız” onların tek fazlalığı başörtüsü, bizim tek eksiğimize tekabül ediyor yolunda haber dili tutturuluyor.

‘Onlar da kadın’ vurgusu aradaki buzları eriten bir formül olarak işleme sokuluyor.

Onlar da kadın: Tercih ettikleri markalar var.
Onlar da kadın: Terzileri var.
Onlar da kadın: Makyaj yapıyorlar.
Onlar da kadın: Kuaförleri var başörtülerini kuaförde bağlatıyorlar.
Onlar da kadın: Dekolte yerine farklı kumaşlar kullanıyorlar.
Onlar da kadın: Kocalarına ön ismiyle hitap ediyorlar. (Emine Erdoğan’ın “Tayyib’i özlüyorum cümlesi hakkında yazılanlardan bir kitap çıkabilir.) Listeyi alabildiğince uzatmak mümkün.

ŞAPKA VE PERUK YASAĞI

Üniversitelerdeki başörtüsü yasaklarının baş örtme biçiminin değişmesi ile ortadan kalkabileceğini, uzlaşmanın başörtüsünden vazgeçerek başka bir biçimde saçın gizlenmesi ile sağlanabileceğini söyleyen gruptakiler için temsil gücü en yüksek örnek Hürriyet Gazetesi Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök. Ertuğrul Özkök’ün savunduğu kriterin kendi zevkine uygunluğu noktasından değer kazanması dikkat çekici. Fakat köşe yazarlarının her birinin zevki ayrı olduğu için Ertuğrul Özkök için modern olan Emine Erdoğan’ın Atina’da giymiş olduğu yüksek ökçeli ayakkabı/çizme Ayşe Arman için rükuş olabilmektedir. Burada üzerinde durulması gereken husus tesettürlü kadınlar sözkonusu olduğunda hem erkeklerin hem de feminist / modern / libaral / çağdaş kadınların tesettürlü kadınların zevkini denetleme konusunda kendilerini haklı görmeleri.

‘Başörtüsü karşıtlarını memnun edemezsin’

Zeynep Handan Sula. 22 yaşında. Bilgi Üniversitesi Matematik Bölümü mezunu. İstanbul’da Bahçelievler semtinde oturuyor. Çok fazla alışveriş yapmadığını söylüyor. Ama genelde alışveriş için outlet centerlara ve semt pazarlarına gittiğini ifade ediyor.

Geleneksel örtüyü estetik buluyor musun?

Geleneksel örtüyle kasdınız orduya girişin tek yolu olan model ise, maalesef, hiç estetik bulmuyorum. Başta iğnesiz olduğu için çabuk bozuluyor ve kişiyi daha yaşlı gösteriyor.

Başını örterken biçim olarak en fazla neye öncelik veriyorsun?

Başörtümün düzgün olmasına dikkat ederim. Bunun için de uğraşması zor eşarpları pek tercih etmem. Kolay şekil alabilen sade örtüler tercihimdir.

En itici gelen baş örtme biçimi hangisi sence?

En itici gelen örtme biçimim tabii ki, deve hörgücü gibi topuz yapıp da örtünme şekli. Sırıtan hiç bir topuza tahammülüm yoktur. Bir ara, “şal” modası yeni çıktığı zamanlarda pek sevmemiştim. Şimdi ben de kullanıyorum.

Başörtüsü reklamlarını nasıl buluyorsun?

Başörtüsü ve reklam bence iki zıt kelimedir. Zira başörtüsü güzel olmak için değil, dikkat çekmemek, bedeni örtmek için var olan bir mefhumdur. Reklam ise insanların hoşuna giden, onları daha güzel, daha çekici vesaire yapan şeyleri tanıtmak için vardır.

Baş örtme biçimi sence başörtüsü karşıtlarını olumlu veya olumsuz etkiliyor mu?

Başörtüsünü çekemeyenler için nasıl örtündüğünüz farketmez. Kafanızı şapkayla dahi örtseniz size sinir olur ve o şapkayı başınızdan çıkarmaya çalışır. Ama gene de şekle göre o kişinin gözündeki statünüz değişebilir. Eğer pardösü giyip büyük başörtü bağlıyorsanız bunların en hoş görülüsü bile sizden rahatsız olabilir. Yok eğer spor bir kıyafet giyinmiş ve başınızı sıkma baş bağlamışsanız ki bu biçimi de bir ara ampul kafa diyerek gene rahatsızlıklarını dile getiriyorlar. Bir de şal versiyonu var, bu sıkma baştan biraz daha hafif bir durum, ama statüleri hemen hemen aynı. Velhasılı kelâm başörtü karşıtları, her zaman karşıttır. Onları olumlu etkilemek çok zordur. Görünüşünüzden çok, sizi biraz tanıma fırsatı edinirlerse kimliğinizden etkilenebilirler. Ki eminim çoğumuzun duyduğu bir cümle sarfederler “Sen diğer örtülülerden farklısın”.

Başörtülü birinin tarz/stil sahibi olduğunu gösteren en önemli özellik nedir?

En başta belirtmeliyim ki, tarz/stil görecelidir. Birine göre tarz olan diğerine göre saçmalıktan ibaret olabilir. Mesela özel okul gençliğinin çoğunluğunu oluşturan zengin, çılgın tayfasının tarzı, pahalı şeyleri çok matah bir şeymiş gibi giyinmek ve gösteriş yapmaktır. Bildiğimiz “tiki” olarak adlandırılan ziyan olmuş gençliğin İslami versiyonlarıdır. Laiklerin giydiklerinin biraz daha uzununu, bolunu giyerler. Gerçi artık ona da pek dikkat etmiyorlar ya…

Başörtüsünü alırken en çok nelere dikkat ediyorsun?

Rahat ve kullanışlı olmasına. Yeri geldiğinde marka alsam bile markasını göstererek takmaktan nefret ederim, takanlardan hoşlanmam. Az önce de dediğim gibi günlük hayatta rahat ve sade olanları takmayı yeğlerim.

ZEYNEP CEREN

İDEOLOGLARIN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Hayat tarzı ideologlarının “çözüm” önerilerini ciddiye alarak başına şapka takarak yasaklı alanı aşmaya çalışanlar “ideolojik nedenlerle şapka / peruk takmak yasaktır” cezasına muhatap olmaktan kurtulamadı. Marmara Üniversitesi’nin kampusüne asılmış olan “ideolojik nedenlerle peruk ve şapka takmayı suç” kabul eden ilan “çağdaş Türkiye’nin” gündemine girmedi. Böylece şapka Osmanlı’dan cumhuriyete geçerken baş açma yöntemi olarak belli bir işlevi yerine getirmişken, modern Türkiye Cumhuriyeti’nde başı açık olmak ile başörtülü olmamak arasındaki mesafeyi koruyucu bir işlevi olmadı. Refah Partisi’nin kurucularından Ahmet Tekdal’ın kızı Ayşenur Tekdal’ın başörtüsünün üzerine önünde tül olan bir kep takması, Birikim dergisi yazarlarını makale yazmaya sevk edecek kadar infial yaratmıştı. 2003’te Reyhan Gürtuna’nın yılbaşı etkinliklerine başörtüsü üstüne şapka takıp gelmesi hiçbir haber değeri taşımadı.

Sokakta ferman padişahın, evde kadının

Osmanlı’nın aristokrat kadınları sokakta fermana uygun ama kapalı mekanlarda aydın erkeklerin beğendiği “yeni kadın” kimliğini giyim-kuşam ve sosyal faaliyet alanlarında inşa etmeye başladı. Vakti zamanında güzelliği için nikahlanmış kadınlar, artık güzel bulunmadıkları eski tarzlarını bırakarak Batılı kadınlar gibi giyinmeye başladılar. Tanzimat ile birlikte tarz-ı hayat Batılılaşırken, Batılılaşan hayatın aktörü olarak erkek kıyafetleri de devlet zoruyla değişimden nasibini almıştı. Erkek kıyafetlerini, vatandaş kimliği ile eşitleyen Tanzimat aklı; Osmanlı’nın esas unsuru olan müslim- gayri müslim hiyerarşisini fes paydası ile bozarak, imparatorluk erkeklerini dini kimliği ele vermeyecek biçim içinde “bir örnekleştirmişti”. Erkekler cephesindeki eşitlenmişlik, kimliğin koruyucu unsuru olarak kabul edilen kadınlar tarafına geçirilmemiş, tam tersi müslim kadınların gayri müslim kadınlardan farklılığının ilk bakışta anlaşılmasını sağlayacak olan özellikler fermanlar yoluyla korunmaya çalışılmıştı. Bir başka deyişle kamusal alanda Müslüman kadınlar Müslüman olduklarını kıyafetleri yoluyla ilan etmek yükümlülüğüne tâbi idiler. Hayatın her cephesi Batılılaşırken, üç İstanbul birbirine bağlanıp bağlantının ana damarı Levanten kültürün beşiği olarak Beyoğlu’nda atarken, evindeki kadının Osmanlı ve Müslüman kalması için çıkarılan fermanların hükmü yoktu. Sokakta fermana uygun ama kapalı mekanlarda aydın erkeklerin beğendiği “yeni kadın” kimliğini, giyim-kuşam ve sosyal faaliyet alanlarında inşa etmeye çalıştı Osmanlı’nın aristokrat kadınları. Gazete ve dergilerde yazan erkek kalemler, imparatorluğun duraklamasını, kadınların sosyal alanda yer almaması ile izah ediyor, eğitimsiz kadınların, eğitimli fertler yetiştiremeyeceğini söylüyordu. Osmanlı kadınları ne eğitimli ne güzeldi artık. Osmanlı’nın müslim kadınlarını beğenmeyen yazıların, kadınlar cephesinde iki karşılığı oldu.BATILILAR GİBİ GİYİNMEYE BAŞLADILAR

Güzelliği önceleyen kadınlar artık güzel bulunmadıkları eski tarzlarını bırakarak Batılı kadınlar gibi giyinmeye başladılar. Güzelliği önceleyen kadınlar, vakti zamanında güzelliği için nikahlanılmış kadınlardı. Eğitimli ve kültürlü olanları da vardı eğitimsiz olanları da. Kaderlerinin acı çizgisi, erkeklerini gayri müslim bir Beyoğlu kadınına kaptırmak noktasında birleşiyordu.
NATAŞA’LARIN NİNESİ HAROŞA’LAR

Güzelliği dillere destan, dokuz dil bilen Şair Nigar Hanım bile “kendisini deliler gibi seven” kocasını metres hayatına razı bir Rum dilbere kaptırmıştı. Beyoğlu pastanelerinde garsonluk yapan, iyi bir müzik eğitimine sahip, mazisi aristokrat Beyaz Rus kadınları, Osmanlı aydınlarının yalnız kalemine değil kalbine de girmiş; 1990’larda başlayan Nataşa akınından önce, Haroşa’lar olarak kendilerine saygın bir yer edinmişlerdi 1900’lerin başlarında.
Artık güzel bulunmayan kadınlar, yeniden güzelleşmek uğruna kabuklarını değiştirmeye çalışırken, yürüyüşlerini ve duruşlarını kaybettiler. O kadar ki, Refik Halit Karay, Batılı giysiler içindeki alaturka kadınların, daha kısa ve daha şişman göründüğünü, şiirsel özelliklerini yitirdiklerini yazdı. Muhteva değişmeden kabuk değiştiğinde Refik Halit’in Batılı zevkini inciten görüntüler ortaya çıkıyordu. 2000’lerin Türkiye’sinde bu defa güzel bulunmayan, şık bulunmayan kadınlar tesettürlü kadınlardı. Hem dindar erkekler eleştiriyor, “besleme gibi giyinmek”, Fransız tarzını içselleştirememekle, Fransız modacılardan istifade edememek ile suçluyordu, hem de seküler zihniyetteki aydınlar. Onların eleştirileri, saçın şapka ile de kapatılabilirliğine rağmen neden ille de başörtüsünde ısrar edildiği noktasında yoğunlaşıyordu. Bu söylemin sahiplerine göre, başörtülü kadınların kendi tercih ve estetik beğenilerinin, bağlı oldukları dini ilkelerin önemi yoktu. Bu tartışmalar her tesettür defilesinden sonra dindar kadınların özgürlük alanını daraltan bir şiddet diliyle tekrar tekrar yapıldı. Tartışmadan kârlı çıkanlar, tesettür defilesini yapan firmalar ve bu tartışmaların yapıldığı medya organları oldu. İki taraf da bu vesile ile artan satışlardan hoşnuttu. Tesettürlü kadınlar için tarz belirleme çalışmaları o kadar had tanımaz bir cüret ile ortaya konuyordu ki, Fransa’da yapılmış bir defiledeki “balık kadın” giysisini andıran kıyafet dahi tesettürlü kadınlar için önerilebiliyordu. Çoğulculuğun, kimliklerin, kişinin kendisini rahatça ifade edebilmesinin yöntemlerinin konuşulduğu post-modern dönemde tesettürlü kadınlar üzerine yapılan tartışmaları nasıl değerlendireceğiz? Başörtüsü karşıtları şekil üzerine yoğunlaştıkça baş örtme şekilleri çoğalarak yeni tarzlar ortaya çıktı.

Manto ve başörtüsü cumhuriyetle başladı

Cumhuriyet ile birlikte modern kıyafetlere bürünmekte acele etmeyen mütedeyyin memur eşleri, bütün vücudu kapatan ferace ve çarşafı terk edip, manto ve başörtüsünü tercih ederek cumhuriyet karşıtı olmadıklarını ispatlama yükümlülüğünü yerine getirmek zorunda kaldılar. Osmanlı bakiyesi ilk kuşak kadınlar, hayatlarını evlerinde sürdürdükleri için, dizin altında biten mantoları, kalın çorapları, alnı kapatan üçgen başörtüleriyle cumhuriyetin ilk mantolu kuşağı olarak tarihe geçip, kendinden birkaç kuşak sonra gelecek dindar genç kızlar ve kadınlar için hizalama cetveli niyetine kullanılacaklarını bilmiyorlardı. Esasında onlar, zihniyet olarak dindar ninelerinden farksız, fakat kıyafetleriyle farklı olmaya mecbur tutulmuş kadınlardı. Zincirin koptuğu yerdeydiler. Ne var ki, konumları ve tutumları, kırılma noktasındaki ek olarak değerlendirilmemiş, geleneğin bizzat kendisi olarak kabul edilmişti: “Benim anneannem de dindardı ama bunlar gibi başını örtmüyordu”

“Benim annem/ninem başını böyle örtmüyordu” noktasından başlatılan başörtü karşıtlığına, savunma, 70’li ve 80’li yıllar boyunca Atatürk’ün eşinin de başının örtülü olduğu üzerinden yapıldı. Modern Türkiye’nin modern kadınları için çarşafı terk etme kampanyalarının düzenlendiği, çekilişlerle mantoluk kumaşlar verildiği dönemlerde, Latife Hanım örneğinde olduğu gibi kadınların başlarıyla birlikte alınları kapalıydı. Hatta Latife Hanım’ın birkaç kareden fazla olmayan bu başörtülü resmi, başörtüsü yasaklarının başladığı dönemlerde başörtüsünün “Atatürkçülüğe” aykırı olmayan ispatı olarak gazetelerde ziyadesiyle yer aldı.

Alnın kapalılığına verilen önem secde edilecek yeri saklamak olarak manalandırılıyordu. Modern tıbbın iki kaşın ortasında, alındaki noktayı, beynin insani özelliklerinin bulunduğu yer olarak tanımlıyor olması bu bakımdan dikkat çekici.

Göktürk başlığından penye ‘bone’ye

Onuncu Yıl Marşı’nın “Çıktık açık alınla” dizerine inat 1970’li yıllara kadar mümin kadınlar alınlarını örttüler. Şehirde başörtüsü öne çekilerek yapılan alnı kapatma işlemi, Anadolu’da yöreden yöreye değişen kadın başlıkları ile gerçekleştiriliyordu.

Anadolu’daki kadın başlıklarının çeşitliğini belirleyen temel etken iklim özellikleri ve buna bağlı olarak kadının kırsal kesimde iş gücünü ortaya koyması ile bağlantılandırılabilecek bir durum.

ŞEKİL DEĞİŞİYOR

Yaşmağın altına takılan başlıkların Göktürkler’e kadar uzanan bir sürekliliğe sahip olması dikkat çekici. Bu süreklilik, 1990’ların ortalarından itibaren başörtüsünün içine takılan penye bonelerin alna kadar indirilmesiyle oluşturulmuş yeni biçimiyle yoluna devam ediyor. Batılılaşma macerası ile birlikte kadın giyim kuşamı ve kadın giyim kuşamının en önemli unsuru olan baş bağlama şekilleri de değişiklik gösteriyor.
zeynepceren2

İğneleyici hüküm çıkardılar

Başörtüsüne takılan her bir iğne, başörtüsünden vazgeçilmezlik olarak algılandı. Sadece kemikleşmiş bir karşı duruşu olanlar değil her konuda ilerci ve çağdaş görünenler bile başörtüsü konusundaki uzlaşmayı başörtüsünün vazgeçilebilirliği üzerine bina etti.

Başörtüsü karşıtları dindar kadınların başörtülerine taktıkları iğneden iğneleyici hükümler çıkardılar 90’lı yıllar boyunca. Her konuda ilerici ve çağdaş olanlar söz konusu başörtüsü olduğunda eski kriterleri geçerli ve doğru kriterler olarak kabul etmekten asla vazgeçmedi. Bu bakımdan başörtüsünü onların gözünde “sahih” kılacak yegane ölçü, ya Anadolu kadınının kullandığı iğnesiz yemeni tarzı başörtme şekli idi-ki bu şekil Cumartesi Anneleri’nin eylemleriyle sembolleşti- ya da cumhuriyet döneminin alnı kapatan fakat boynun altından fiyonk yapılmış örtülerine uygunluk. Kadınların başörtülerinin bir ucunu kulak hizasından ya da tepeden iğnelemeleri bir tarikata ya da siyasi partiye mensubiyetin ipuçları olarak değerlendirildi. Hatta zaman zaman medya, TSK’nın sözcülüğünü üstlenerek orduevlerine alınmayan başörtülü kadınlarla ilgili olarak bu yasak/ bu girebilir diyerek, saçı hiç göstermeyen başörtüsünü yasaklı,saçın ve boynun bir kısmını açıkta bırakan, boynun altından bağlanmış örtüye “serbest” statüsünü kazandırdı.Başörtüsü karşıtları için başörtüsüne takılan her bir iğne başörtüden vazgeçilmezliği simgeliyordu. Başı örtülü tutmak konusundaki kararlılığı dışa vuran eylem planı olarak algılandı iğneler. Başörtüsüne kemikleşmiş bir karşı duruş ve kemikleşmiş bir cumhuriyet vatandaşı kavramından yaklaşanlar değil, liberaller bile başörtüsü konusundaki uzlaşmayı, başörtüsünün vazgeçilebilirliği üzerine bina ediyor. Başörtüsü ve iğne bahsi sadece başörtüsü karşıtlarını değil, başörtüsüne içeriden bakanları da meşgul etti.1980’li yılların ipek eşarpları 1990’lı ve 2000’li yıllarda yerini daha ziyade İtalyan tarzı sentetik eşarplara bıraktı.Bir moda akımı olarak belirlenebilecek olan sentetik başörtülerin yaygınlaşmasının pekçok sebebi var. En önemli sebebi her gün dışarıda olan öğrenciler ve çalışan kadınlar için çeşitliliğe imkan verecek kadar ekonomik açıdan ulaşılabilir olması. Her kıyafetin üzerine takılabilecek sentetik eşarplar, buruşmayan özelliği yüzünden tercih ediliyor. Ne var ki, bu eşarpların kaymaması için sadece boyuna takılan iğne yeterli değil. Tepeye, iki yanlara ve boyna takılan iğnelerle başörtüsündeki iğne sayısı dörde çıkıyor.Başörtüsü karşıtları, başörtüsündeki iğnelerin sayısı arttıkça durumdan “iğneleyici hükümler” çıkarıyor diğer taraftan 1980’li yılların baş bağlama şeklini koruyanlar, bu yeni tarz küçük ve arkadan bağlanmış başörtülülere ihtiyatla yaklaşmayı seçiyor. Sentetik başörtülerin, arkada bırakılan uçları dik durduğu ve rüzgarda kolaylıkla açıldığı için üzerinden bağlanma işlemini gerektiriyor. Ne var ki bu tarz baş bağlama Hollywood aktrislerine benzetilme riskini taşıyor. Nitekim Türkiye’yi ziyaret eden ABD’li din felsefesi uzmanının “Türbanlıları Hollywood artislerine benzetmesi” manşet yapıldı. Haberin devamında Din Felsefesi Uzmanı Prof.Bruce Matthew’e İstanbul’a neden daha önce gelmediği soruluyor ve şu cevap alınıyor: “Dünyanın başka neresinde bu kadar hoş ve bakımlı türbanlı kadınlar görebilirim bilmiyorum” (16 Ağustos 2003 Milliyet)Esasında İstanbul’da yapılmakta olan Dünya Felsefe Kongresi’ne katılmak için gelmiş olan Matthew’un yukarıdaki cevabına bakarak din felsefesi uzmanının biricik meşgalesinin hoş ve bakımlı kadınlar üzerine ihtisas yaptığı gibi bir anlam kayması söz konusu olduğu halde; “ciddi” geçmişi olan gazeteyi, bu anlam kayması ilgilendirmiyor, tesettürlü kadın imajının dindar kimliğinden koparılıp yeni tanım alanlarına hapsedilmesi üzerine dil geliştirilmesi öncelik kazanıyor.

Saç bakımı yerine başörtü bakımı

Kumaşın içine dikilmiş sentetik madde ile, başörtülerin önü asla bozulmayacak bir netliğe kavuşurken, aynı zamanda alnı tamamen açık tutan “siperlik” ile şapka havası belirginleşiyor. Önden bebek şapkalarını andıran örtünün arka kısmı başörtüsü kesiminde. Şapka ile kaldırılmış baş kısımdaki saçların görünmesini engellemek üzere aynı kumaştan bere/bone ile saçlar örtülüyor. Başörtüsü yasaklarının ortadan kalkması için modacılardan medet umanlar, iğnesiz başörtüsü tasarımıyla fazla ilgilenmediler. Modern görüntüye eklemlenme biçimi olarak başörtüsündeki iplikler Muharrem Yücel’in daha ziyade alt gelir grubundaki vatandaşlara hitap eden tasarımına karşılık, iplik yardımıyla saç biçimi verilmiş başörtüler “abiye” olarak rağbet gördü. Düğün ve nişan törenleri için iğne- iplik yardımıyle tasarlanmış başörtülere rağbet eden kesimin alt-orta, orta-orta sınıflara mensup olması, kamusal alana ender çıkan kadın kimliğinin yegane kamusallık olarak evlilik törenlerini görmesinin ipuçlarını vermekte.

Başörtüsünden vazgeçilmezliği vurgulayan iğnelere karşılık,ipliklikle birbirine tutturularak oluşturulmuş kıvrımlar, başın üzerinde temsili saç görünümü yakalamaya çalışarak, başı açık kadınların saç bakımını, “başörtü bakımı”yla karşılamaya çalışan bir tavrın ürünü. Bu tavır 2000’li yıllarda belirginlik kazanan popüler kültüre başörtüsüyle eklemlenmenin uç örneklerinden biri. Başörtüsü üzerinden kurgulanmaya çalışılan çatışma teorilerini iğne- iplik yardımıyla geçersizleştiren, saç gibi tasarlanarak bukle ve topuz havası verilmiş başörtüleri en fazla tercih edenler “bizim de başımıza/başörtümüze bakım yaptıracak kadar paramız” var mesajını vermeye çalışıyor.

İĞNENİN YERİNİ İPLİK ALINCA

Laikler ve liberaller başörtüsünün vazgeçilebilirliği üzerinden şapkalı çözümler ürettikçe başörtüsüyle şapka imajını birleştiren yeni modeller ortaya çıktı. 1990’lı yıllarda kar başlıklarının moda olmasından istifade eden öğrenciler kış döneminde okul kampüslerine bu başlıklarla gitmeyi denemişlerdi. İğnesiz başörtülerin mucidi Muharrem Yücel, 70’li yılların unutulmaz dizisi “Küçük Ev”in kadın kahramanlarının başlarına taktıkları başlıklar ile Asya kökenli kadınların başörtme biçimini birleştirerek iğnesiz başörtüler tasarladı. Yücel’in, iğnesiz başörtüleri dar gelirli kesimlerde kısa sürede yaygınlaştı.

Felsefecinin türbanlı yorumu

İstanbul’da 1960’lardan fırlamış gibi güzel, eşarplı kadınlarla karşılaştım. Dünyanın başka neresinde bu kadar hoş ve bakımlı türbanlı kadınlar görebilirim bilmiyorum. Türbanları bağlayış stilleri son derece değişik. Özellikle boynun arkasından çevirerek bağladıkları başörtüleri bana, 60’larda Chevrolet’lerin sürücü koltuğuna oturmuş, havalı Hollywood artislerini hatırlattı. Bu kadar güzel olmayı ve dikkat çekmeyi, saçlarını kapatmaya rağmen başarabilmek bir mucize.

‘Pratik eşarp tercih ediliyor’

İğnesiz başörtüsünün mucidi Muharrem Yücel, iğneyle takılan başörtülere alternatif olarak geliştirdiği modelinin kısa sürede büyük ilgi gördüğünü söylüyor. Yücel, hem daha şık hem de iğne yutma sorununa bu baş örtüsü modeliyle çözüm getirdiklerini anlattı. “Çok kumaş denedim ve en sonunda ligralı kumaş kullanarak bedensel ölçüyü de çözdüm. Takılması pratik, kullanımı kolay olduğu için beğenildiğini düşünüyorum. Ayrıca takıldıktan sonra da gün boyu düzeltme derdi olmuyor. Hanımların şikayet ettiği konulardan biri eşarplarının önlerinin bozulması. Bu pratik eşarpla böyle bir dertleri kalmıyor. İğne derdi de olmadığı için takılması kolay. İğne arama ya da iğne yutma olayları gibi vakalar yaşanmıyor. Genç kesim özellikle öğrenci kesimi diğer gruplara nazaran daha çok kullanıyor.”

Tesettür defilelerinde ‘öteki’ üzerinden şov

İlk başörtü ve manto reklamlarında kadın resmi bile kullanılmazken, fetvası alınarak yapılan defilelerde baştaki örtü örtü olmaktan çıkıp bir ‘şov’ aracına dönüştürüldü.

Tesettür defileleri, ötekilik üzerinden, kimliğin, şov içinde dönüştürülmesi halidir. Tesettür defilesine karşı çıkan seküler zihniyet, iç çamaşır giyimini sunan bedenlerin başlarının kapatılmasına karşı çıkarken, esasında ötekinin kendine yaklaşma biçiminden endişe duyduğunu ifade etme istemektedir. “Öteki” aynı mekanı (podyum), aynı bedeni (manken) aynı ritüeli (defile) kullanarak kendisine en yakın mesafeye geldiğini ilan etmektedir. Tesettür defilesini hazırlayanlar “ben de buradayım” mesajını verirken şov mekanlarının kadim sahipleri “buradayım” mesajını işgal olarak okumaktadır.
Diğer taraftan, bedeni göstermeye sınırlar getiren bir dinin temsilcisi olduğunu iddia etmekten vazgeçmeyerek, beden üzerinden sunum yapılması, tesettür giyimdeki kararsızlıkları arttıran bir unsur olmuştur.Tesettür defileleri şov /tasarım yoluyla ötekilik mekanlarına dahil olma yanılgısını ve bu yanılgıdan fetih heyecanı duyulması gibi suni bir zafer söylemini ortaya çıkarmıştır. (Suni zafer söylemi için Tekbir Giyim defilelerinden sonra Karaduman’ın cevaplarını yıllarına göre tasnif etmek faydalı olacaktır.)DEFİLEDE VÜCUDUN DİLİ

İslami radyo kanallarından biri (adı bende saklı) radyoya reklam bulabilmek için reklamın helal kazanç için gerekli olduğu vurgusunu yaptıktan sonra, reklamlar için kendi radyolarını önermekte. Oysa kapitalizme karşı çıkışını felsefi bir duruş ile izah eden sosyalist radyo kanalı (adı bende saklı) radyoya asla reklam almadıklarını belirttikten sonra “bu radyonun sahibi sizsiniz” diyerek bir programın sponsoru olmak için gerekli miktarı belirtiyordu. Gücü yeten bir yıllık programa sponsor oluyordu gücü yetmeyen tek bir saate.

Neden söz konusu radyo kanalı reklamınızı bizde değerlendirin demek yerine, önce reklamın müesese olarak hellaliğine vurgu yapmak ihtiyacı duyuyor?

Aynı şekilde ilk tesettür defilelerinin ardından gündeme gelen “takvalı tutumlar”ı nasıl izah etmek gerekiyor? Çünkü tesettürü, defile eylemine indirgeyen zihniyet, eyleminin sahihliğini vurgulamak için din büyüklerinden fetva aldığını özellikle vurgulamak ihtiyacı hissediyor.

FETVASI ALINMIŞ DEFİLE

“Fetvası alınmış” defilelerin encamını ölçmek için ilk tesettür kıyafetlerinin reklam diline uzanmak gerekiyor.

1980’li yıllarda özellikle kadın dergilerine verilen manto, pardösü, başörtü reklamlarında el ile çizilmiş resimler kullanılmaktadır. Resimde bir baş ve gövde vardır. Gövde, reklamı edilecek kıyafet için askı manasını taşımaktadır. Başın etrafını başörtüsü çevrelemekte, ne var ki baş yüzsüz olarak resmedilmektedir. Yüzde kaş, göz, ağız burun bulunmamaktadır.

Özellikle Mektup, Bizim Aile, Kadın ve Aile gibi kadın dergilerinde firmaların ve satılan ürünlerin isimlerinin geçtiği reklamlarda tasarım ya da imaj söz konusu değildir.

Yüzsüz illustrasyonlarla, vücut dilini vamp kadın olarak kullanan tesüttürlü manken sunumları arasında sadece 7-8 yıllık bir zaman diliminin olması, İslami kesimdeki üretici-tüketici davranış kodlarındaki değişimin hızını vermesi bakımından dikkat çekicidir.

İlk tesettür kataloglarının hazırlanması 1997’li yıllara tekabül etmekte. Bu tarihin arka planında yerel yönetimlerde başarı elde etmiş Refah Partisi gerçeği ve İslami tv kanallarının açılması olgusu bulunmaktadır.

İslami tv kanallarının açılması ve bu kanallarda tesettürlü kadın sunucuların yer alması özellikle evdeki kadınların ve genç kızların giyimini yakından etkilemiştir.

Yerel yönetim başarısı, çevredekileri merkeze taşırken, merkeze eklemlenmenin birinci safhası her şeyin “islamca”sının üretilmesi olarak ortaya konmuştur. Ürünün “islamca” markalaştırılması rekabetin kalite ile değil imaj üzerinden gerçekleşmesi anlamını taşımaktadır.

Tesettür ve moda kelimelerinin yan yana gelip gelemeyeceğinin tartışıldığı dönemde temel mesele tesettürün değişmezlik ilkesi ile modanın değişme ilkesinin nasıl bağdaştırılacağı idi.

İLANLARA YANSIYANLAR

Presantabl, tesettürlü sekreterlerin gazetelere verilen ilanlar ile arandığı dönemde hazırlanan tesettür kataloglarının en tipik özelliği henüz profesyonelliğin yakalanamamış olmasıdır. 1997 yılında hazırlanmış olan katalogda mankenlerin yüzleri makyajlı, iç ve dış mekanlarda çekilmiş fotoğraflardaki vücut dili ise mazbut bir görüntü ortaya koymaya yönelik olarak tasarlanmıştır. Kıyafetlerin farklılığı baş örtüsünün üzerine takılan, zincir, toka ve şapkalarla gerçekleştirilmeye çalışıldığı görülmektedir.

Aynı firmanın 2004-2005 sonbahar -yaz katalogunda ise mankenlerin yüzlerindeki makyaj devam etmekte baş bağlama şekillerindeki abartıdan ziyade, vücud dilini öne çıkaran elleri,bakışları göz ve dudak hareketlerini “ben buradayım” olarak imleyen çekimler dikkat çekmektedir.

Her defilede şov maksadıyla yapılan abartılı sunumların, tesettür defilelerinde, abartılı baş bağlama modelleriyle gerçekleştirilmesi, sokaktaki kadınların baş örtüsünü bağlama şeklini ve vücud dillerini etkiledi. Özellikle eğitimsiz ve alt gelir grubundaki genç kızlar tarafından tesettür defilelerini, referans kimlik gurubu olarak kabul görmesi dikkat çekicidir. Kendi tercihinden ziyade aile baskısıyla örtünmüş genç kızların konfeksiyon sektöründe işçi, tezgahtar olarak çalışması ya da sekreter olması giyim ile kendilerini ifade etmeleri konusunda motive edici bir unsur olmakta, bu konuda belirleyiciliği ise tesettür defileleri ve katoloğlar sağlamaktadır.

Örtüde otorite zayıfladı

Düzenlediği tesettür defileleriyle gündeme gelen Tekbir Giyim’in sahibi Mustafa Karaduman, defile ve katalog çekimlerinde kullanılan baş bağlama modellerindeki değişimin örtü şekli üzerindeki etkisini değerlendirdi: “Bugün bir çok kuaförün salonunda bizim defile ve kataloglarda kullandığımız modeller bağlanıyor. Baş bağlama modellerindeki değişim de en büyük etki siyasi baskıların yanında dini otoritelerin zayıflamış olması. Mesela eskiden bir Timur Taş Hoca vardı. Bu hocamızın verdiği vaazların konusu ne olursa olsun mutlaka örtünme konusunu da işler ve tesettürün önemini her vaazında vurgulardı. Bugün insanları dini anlamda yönlendiren kimse olmadığı için herkes canının istediği gibi başını bağlıyor diye düşünüyorum. Eskiden bol kıyafetler büyük boy başörtülerimiz rağbet görüyordu ama şimdi kimse bu tür örtülere ve kıyafetlere ilgi göstermiyor.Herkes kendi duygu ve düşüncelerine göre örtünmeye başladı.İlk başta ürettiğimiz başörtü boyutları satılsa biz yine o model üretmeye devam ederiz. Ama biz büyük boy örtüler üretsekte onlar alıp istedikleri gibi başlarını bağlayacaktır.”


Başörtüsünden topuz yapıyoruz

Tesettürlü müşterilerine özel günler için başörtüsü bağlayan kuaför Rana Temel son yıllarda başbağlama modasındaki değişimi anlattı. “Yaklaşık 15 yıldır tesettürlü gelin başı ve başörtüsü bağlıyorum.En başta gelin başı bağlamaya başladık ve model olarak klasik türban bağlama şeklini kullanıyorduk.Gelin başları son bir kaç yılda hızla arttı ve aynı zamanda artık özel günler için başörtüsü bağlamaya başladık.Bugün tesettür gelin başlarında çok fazla bir artış var. En başlarda sadece beyaz bir başörtüsü kullanılıyordu, duvak yoktu ama şimdi öyle değil.Duvak ve özellikle rahibe duvağı mutlaka kullanılıyor. Gelinbaşlarındaki en önemli değişim bence artık başa örtülen örtünün önden değil arkadan da bağlanması. Bu örtü şeklini günlük yaşamda kullanan tesettürlü bayanların sayısında da önemli bir artış var.Son 4-5 yıldır bu gelin başları daha fazla tercih ediliyor. Yine baş bağlanırken kullanılan aksesuarlarda önemli bir artış var. Gelinbaşının üstüne küpe bile taktıranlar var. Ama en çok saç bantları rağbet görüyor. Beyaz kumaş üzeri inci ve gümüşle süslü bu bantlar türbanın ön kısmına konuluyor.Bir türbanlı gelin başıyla kimi zaman 2 saate yakın süre uğraştığım oluyor. Çok fazla aksesurlar istedikleri için çok fazla zaman alıyor. Normalde bir gelin başını en fazla 1 saate bitiririm. Özel günlerde ö zellikle fular tarzı dolamalar çok yaygın olarak kulanılıyor.Fuların uçları dikilip güller yapılıyor veya başörtüsünden topuz yaptırıp bunu başın üzerine koyduruyorlar.
ZEYNEP CEREN