kim evlenecek?
Başörtülü Kızlarla Kim Evlenecek?

ismail Kılıçarslan – Prş, 01/09/2005 – 07:36

Son zamanlarda İslamcı erkekler arasında moda haline gelen bir sosyolojik durum
var: Örtünmeyen kızlarla evlenmek!
Geçtiğimiz iki yılda hem yakın çevremde, hem de daha geniş bir sosyal tabanda
gördüğüm örnekler beni bu meseleye kafa yormaya itmişti zaten; ama son bir
yıldır şahit olduklarım beni sıkı bir umutsuzluğun içine yuvarladı. Soru şu:
İslamcı erkekler, örtünmeyen kızlarla evlenecekse; başörtülü kızlarla kim
evlenecek?
Önce fıkra anlatalım. Salamon, hidayete erip Müslüman olduğu günün akşamında
ölmüş. Annesi de oğlunun başına gelip feryadı basmış. “Oğlum, cenazene Yahudiler
gelmez, Müslümanlar da seni bilmez, ortada kaldın gitti.”
Aslına bakarsanız, başörtülü kızların “ortada kaldın gittin” durumu; hadi adını
cesurca koyalım “örtünüyorlar diye cezalandırılma” durumları bugün ortaya çıkmış
bir sorun değil.
Hadi zihninizi yoklayın. 80’li yılların “inanç ve ideoloji dolu havası” 90’larda
yerini “inanç ve zenginlik dolu havaya” bırakınca neler olduğunu
hatırlayacaksınız. Hatırlayınca da sinirlenecekseniz muhtemelen. İslamcı
patronlar, zaten kamusal alanda köşeye sıkıştırılmış başörtülü kızları
şirketlerine hangi şartlarda almaya başlamıştılar? “Sen burada -örtün nedeniyle-
çalışmak zorundasın. Buraya mahkumsun. Dolayısıyla sana vereceğim gubidik maaşa
talim etmelisin. Eşek gibi çalışmalısın.” Buna itiraz eden kızlara verecekleri
cevap da çekmecelerinde duruyordu her daim: “Beğenmiyorsan Koç’ta çalış.”
Üstelik bu patronlar; başörtülü personellerini şirketlerinin “görünür”
alanlarından uzak tutuyorlardı. Hak etmelerine rağmen müdür yapmıyorlardı mesela
onları.
Kendimden bir örnek vereyim. Eşimin, 4 yıl çalıştığı işinden ayrılmasının en
önemli gerekçelerinden biri şudur. “Pazarlama şefi” olarak örtüsüyle
ulaşabileceği son noktaya ulaşmıştır. Ve patronunun kendisine hak ettiği
“yöneticilik” koltuğunu vermeyeceğini bildiği için istifa etmiştir.
Benim çok yakından bildiğim bir örnek var. Boğaziçi’ni hem lisans, hem de yüksek
lisans düzeyinde birincilikle bitirmiş bir arkadaşımız (hadi adına “Ayşe”
diyelim); sırf başörtülü olduğu için sınıfının tembelleri bilmemne bankalarında
“uzman yardımcısı” göreviyle 3 milyar net maaşla işe başlarken Ayşe, meşhur bir
patronumuzun gıda firmasında 600 milyon lira maaşla raportör olarak iş başı
yapmıştı. Aynı grup şirketlere bağlı bir giyim firmasının Kıbrıs’ta parasıyla
okumuş frapan pazarlama müdürü (hadi onun adı da “Alev” olsun) ise 3 milyar maaş
alıyordu ve altında kendisine şirket imkanlarıyla tahsis edilmiş arabası vardı.
Yani anlı şanlı patronumuz; Ayşe ile Alev’in arasındaki farkı “örtünmemek”
olarak belirlemişti. Aslında işin daha da vahim yanı “patronumuz” Alev’e örneğin
“saçlarını nerde kestirdin kız” diye sorduğunda Alev cilvelenerek “caddede
Miracle’da” diye cevap verebiliyor; bu da patronumuzun hoşuna gidiyordu. Oysa
Ayşe’ye bunu soramazdı ki!
Tabii, şu meşhur; “sana vereceğim iş yok; ama istersen ikinci eşim olarak alırım
seni” zırvalıklarına hiç girmeyeyim. Ben o mevzua girersem mideme kramp gireceği
kesin gibi.
Belki bana kızacaksınız; ama bu, gene de bir noktaya kadar kabul edilebilir bir
durumdu. Çünkü vahşi kapitalizme teslim olmuş “İslamcı patron” gene de
inançlarını büsbütün yitirmemiş olduğundan şirketlerinin bayan personel
kontenjanlarının hatırı sayılır kısmını başörtülü hanımlara ayırıyordu. Fakat
90’lı yılların sonunda başlayan meşum süreç; bunun da üstesinden geldi. İslamcı
patronlar artık şirketlerinde başörtülü personel çalıştırmaya tahammül edemez
oldular. Bilmemne finanslarda, felankeş tekstilde, falanca hastanede “sahibi
hacı personeli askılı” durumlar ortaya çıkmaya başladı.
En yakın arkadaşlarım, İslamcılıklarından emin olduğum arkadaşlarım, firmalarına
alacakları yegane bayan personel için “başörtülü” bir kızı tercih
etmediler/edemediler. Kime ne anlatıyoruz ki?
Sabahtan akşama Kanal 7’de, Samanyolu’nda reklamları dönen “cemaat
hastaneleri”ne gidin bir bakın. Bankolarında rıza-ı bari için bir tek “örtülü”
sekreter bulamayacaksınız. Doktorlarının içinde “tesettürlü” birini bulmakta
zorlanacaksınız. En iyi ihtimalle 3-5 hastabakıcı kızla iktifa edeceksiniz. Ama
merak etmeyin. Onların da oralardan uzaklaş(tırıl)maları yakındır. Ne de olsa
devir “erkek ve fakat fazlasıyla ürkek” İslamcıların “imaj yapıp iktidara
yürüdükleri” devirdir. Baksanıza Ömer Çelik’e. Ayşe Arman’ı Harley Davidson’ının
arkasına atıp şöyle bir turlamayı hayal ediyor. Turlasın tabii. Ünlü siyaset
bilimcimizin en doğal hakkıdır. Ne de olsa bu işleri düzeltirler diye meclise
göndermedik onları. Harley Davidson fetişlerini tatmin etsinler diye gönderdik.
Şimdi gelelim başlıktaki soruya: “Başörtülü kızlarla kimler evlenecek?”
Bütün “feminist” tepkileri göze alarak ve ne söylediğimin gayetle farkında
olarak söylüyorum bunu. Başörtülü kızlarımız için durum bu kadar kötüyken; gene
de bir teselli cümlemiz vardı: “Helal süt emmiş bir Müslüman gençle yuva kurup
evlerinin hanımı olurlar.” Fakat şimdi bu teselli de ortadan kalkmış durumda.
İslamcı erkekler yanında bir “zenci” taşımak istemiyorlar işte. Sosyal
ortamlarda, iş hayatında, alışveriş merkezlerinde, hatta sokakta kendisine
“ayakbağı” olacak bir başörtülü kız istemiyorlar. Bunun yerine “görenlerin her
defasında üzerinde iyi duruyor” diyecekleri süper comfartable hatunları tercih
ediyorlar.
Başörtülü kızların sığındıkları (ya da sığınabilecekleri) son tesellileri de
ellerinden kayıp gidiyor.
Bu köylülük, bu iptidailik, bu lanetli korkaklık üzerimize her gün biraz daha
sıvanıyor.
Benimse, her gün biraz daha Can Yücel, her gün biraz daha Nihat Genç olasım
geliyor.
Şöyle kuvvetlice bir “…..” çekmek istiyorum. Hani şiir gecelerinde o ön sırada
oturan patates suratlı belediye ve vakıf takımının suratlarına bakarak yaptığım
gibi. Zaten o gün bugündür de şiir gecelerine çağrılmıyorum. Tıpkı başörtülü
kızlar gibi rengim giderek kararıyor çünkü. Zencileşiyorum.

About these ads